hani buzdolabini acar icine bakar dakikalarca da ne istedigine karar veremezsin ya. iste ben de hayata oyle bakiyorum uzun bi suredir. hep yanlis seyleri sectigim icin de durmadan kilo aliyorum sanki. her pazartesi diyete baslamak gibi her ay kendimi iyi hissedip herseyin duzelicegini hissediyorum. ama hep bi hata yapip en basa donuyorum. hep kendimi mutsuzluga surukluyorum. oldugum yerde kaybolmak istiyorum bi anda. oldugum hic bi yerde mutlu olamiyorum. hep bi hata yapiyorum. hep ayni seyleri yasiyorum. 28 yasinda hata yapmak normal eminim bundan. ama yapilan hep ayni hatalarsa buyuk bi terslik yok mu bunda? kendimi suclamak degil de bu ne yaptigini bilip neyi yanlis yaptigini bilip duzeltmemek bi turlu. kotu ruyalarin icinde donup dolasip uyanamamak.
en korkutucusu da bunun bi hayat surebilecegini farketmek.
yalnizliktan hic bahsetmiyorum bile. ben secmedim mi bunu? ben bilincli, bilincsiz tercihlerimle bu noktaya gelmedim mi? her elim yandiginda, izi gecince atese kosarak gitmedim mi? etrafimdaki insanlari ben uzaklastirmadim mi?
insanin en zor iliskisi kendiyle iste. biriyle mutsuz oldugunda ondan uzaklasmak kolay. ama kendinle mutsuz olup her sabah kendinle uyanmak.
ben kendime uzakken, baskalarina nasil yaklasabilirim. her yaklastigimi bi anda kotu hatiralara cevirebildigimi bildikten sonra.
ben hergun buzdolabinin karsisina gecip ne istedigime karar vermeye calistikca icindekiler de aziliyor. en sonunda tuketicek bisi bulamamak cok yakin.
bunu yazarken bu caliyodu : regina spektor - apres moi.
Sunday, December 12, 2010
Thursday, July 22, 2010
never ending story
Tuesday, July 13, 2010
annem
28 yildir beni uyandirmak icin benden once uyanan bi annem var. her yemege baslamadan once ben yedim mi diye dusunen, canim ne istiosa gecenin 3 u de olsa kalkip hazirlayan, portakallari sirf ben seviyorum diye yuvarlak dograyan bi annem. (menemene biber bile koymaz ben sevmiyorum diye.) her haftasonu erkenden kalkip bana kahvalti hazirlar. istanbulda ilk eve tasindigimda gidip butun esyalarimi kendi parasiyla alan, valla sonra odiycem anne dedigimde hafiften gulumseyip hic odemiycegmi bilen. sarhos olup eve geldigimde ben agliosam oturup benle aglayan, nolcam ben anne dedigimde sen herseyin en guzeline layiksin diyen. ilk hatira defterimde bile bana once durust ve dogru bi insan ol, yalandan uzak dur yazan. bugun bana ufacik bi hediye aldi. belki yillar sonra kullanilmayip atilacak. ama onun hep kendinden once beni dusundugunu, hep uykusundan benim icin uyandigini hatirlatacak. biliyorm ben hic onun gibi olamiycam, hic onun kadar fedakar. aslinda ben hic ona layik bi cocuk olamiycam galiba. dogumgunum yaklasirken yine anladim ki o bana can vermemis aslinda canini vermis bi taraftan. iyi ki varsin anne, iyi ki dogdun.
Sunday, May 23, 2010
sooo normal.
çok canım acıyo bazen, göstermiyorum. bazen de bas bas bağırıyorum bakın ben çok üzgünüm diye ama işte onlar biraz yalandan oluo sanırım. ben ne zaman çok üzülsem kaçmak istiorum. kimse görmesin istiorum. sırf başka şeylere de üzülüp asıl üzüntümü unutmak için hatalar yapıyorum. suni mutsuzluklar yaratıorum kendime.
istediğim hiç birşeyin gerçekleşmediği bugünlerde kafamın üzerindeki yağmur bulutumla başbaşa kalmak istiorum. ki başkalarından gerçekleri saklamak için gereksiz üzüntü kaynakları yaratmıyım kendime (ya da onlara).
otururken bi yerde bazen çığlık ata ata bağırmak istiyorum bana bakan suratlara. "anlamıo musunuz çok mutsuzum ben" die. "çok canım yanı anlamıo musunuz? görülmüo mu gözlerimin 10 dkda bir yerli yersiz doluşu."
sorsalar söyleyecek sebebim anlatıcak derdim yok. çünkü kimse kimsenin mutsuzluğunu anlayamaz. benim sebeplerimi ben bile anlayamazken başkasına nası anlatırım.
geçer diye beklemekten yorulup uykuya sarılıyorum, yorganım bile kayıyor üstümden. tutunamıyorum bugünlerde hiç bişeye, uyanmaya sebep bulamıorum.
ve siz insanlar bazen gerçekten çok sıkıcısınız.
istediğim hiç birşeyin gerçekleşmediği bugünlerde kafamın üzerindeki yağmur bulutumla başbaşa kalmak istiorum. ki başkalarından gerçekleri saklamak için gereksiz üzüntü kaynakları yaratmıyım kendime (ya da onlara).
otururken bi yerde bazen çığlık ata ata bağırmak istiyorum bana bakan suratlara. "anlamıo musunuz çok mutsuzum ben" die. "çok canım yanı anlamıo musunuz? görülmüo mu gözlerimin 10 dkda bir yerli yersiz doluşu."
sorsalar söyleyecek sebebim anlatıcak derdim yok. çünkü kimse kimsenin mutsuzluğunu anlayamaz. benim sebeplerimi ben bile anlayamazken başkasına nası anlatırım.
geçer diye beklemekten yorulup uykuya sarılıyorum, yorganım bile kayıyor üstümden. tutunamıyorum bugünlerde hiç bişeye, uyanmaya sebep bulamıorum.
ve siz insanlar bazen gerçekten çok sıkıcısınız.
Friday, May 21, 2010
şşt! sakın ses yapma.
Friday, May 14, 2010
bir hikayenin daha sonuna gelirken..
çok şey istiyorum bu ara hayattan. çok şey bekliyorum. bırakıp gitmek istiyorum herşeyi. yeniden başlamak ama hersabah yeniden başlamak istiyorum. yeni yerler, yeni insanlar tanımak, her gün aynı şeyleri yapmamak istiyorum. cuma' nın cuma olmadığı, pazartesi' nin pazartesi olmadığı günler yaşamak istiyorum. uyandığımda yaptığım sıralı şeyleri akşama kadar devam ettirmek, akşam yatağa yarın ne yapacağımı bilerek girmek istemiyorum. bir kere duyduğum heyecanı aylarca yaşatmaya çalışmak yerine, her adımımda yeni bir şeye heyecanlanmak istiyorum.
aklıma takılan sorular, bırakılıp gidilemeyecek insanlar olmasın istiyorum. sadece bir adım atmak arkasında hiç soru sormamak istiyorum.
aklıma takılan sorular, bırakılıp gidilemeyecek insanlar olmasın istiyorum. sadece bir adım atmak arkasında hiç soru sormamak istiyorum.
Friday, May 7, 2010
Sunday, May 2, 2010
zaman su gibi akar.
Tuesday, April 27, 2010
its important to know.
saatle uyuyamam.
corapla uyuyamam.
isik aciksa uyuyamam.
yattigim odanin kapisi aciksa uyuyamam.
uyudum mu uyanamam.
uyku en guzel bisi. hic bisi dusunmeyiz uyurken. kotu ruyalari hemencecik unuturuz.
peki ya biz aslinda uyuyan birinin ruyalariysak, o uyaninca biz uyudugumuzu saniyosak.
hadi onu gectim aslinda bu yasadiklarimiz bizim ruyalarimizsa ve ruyalarimiz gercek hayatsa.
yaa insan 10 gun ac kalip, bi de bunalimdaysa en cok uyku dusunuyor.
iyi uykular balim.
corapla uyuyamam.
isik aciksa uyuyamam.
yattigim odanin kapisi aciksa uyuyamam.
uyudum mu uyanamam.
uyku en guzel bisi. hic bisi dusunmeyiz uyurken. kotu ruyalari hemencecik unuturuz.
peki ya biz aslinda uyuyan birinin ruyalariysak, o uyaninca biz uyudugumuzu saniyosak.
hadi onu gectim aslinda bu yasadiklarimiz bizim ruyalarimizsa ve ruyalarimiz gercek hayatsa.
yaa insan 10 gun ac kalip, bi de bunalimdaysa en cok uyku dusunuyor.
iyi uykular balim.
Saturday, February 20, 2010
sinema seysi
sinema insani degilim evet. sinemada obsessif bi insan oluyorum. (baska yerlerde de oluyorum aslinda) anlayamiorum insanlari. etrafimda birileri konusuosa, sacma sacma tepkiler veriyosa yada bisiler yiyosa film nekadar guzel olursa olsun direk onlara kitleniorum. resmen zehir oluo o anlar benim icin. bi kac kere sinemada izliyip bu sebeplerden bisi anlayamadigim filmi alip evde tekrar seyrettigim bile oldu. cesit cesit insan var tabi. bazilarinin sinemaya sadece misir yiyip bisiler icmek ve bunu yaparken de sekiz yuz ayri hareket yapmak icin geldigini dusunuyorum. hele bi de onundeki ciftse kizin adama dogru kayma hareketi yuzunden senin bildigin boynun oturdugun yere dogru alakasiz bi aci yapmak zorunda kalio. sora saatlerce agri cekiosun. hayir anlamiorum adama sufle mi veriosun da her 10 dk da bi kulagina bisi soyluosun. cok komik ya da ilginc bisi varsa anlar zaten adam. yanindakinin zekasina azicik guven. bi de kendini filmdeki her sahneye tepki vermek zorunda hissedip tisslayip, gulup, yorum yapanlar var. ben ananemle de bu yuzden hic tv izlemezdim. herkes yorumunu icinden yapsin arkadasim. kollektif olaylarda takilicak kitlenicek cok sey bulabildigim icin asil olaya odaklanamiyorum ben. halbuki evde oyle mi? uzatiosun ayaklarini, canin istediginde kalkiosun cay yapiosun gelip kaldigin yerden devam ediosun baktin film sarmadi uyuyup uyanip tekrar deniosun. ha bi de film cikisinda filmi anlamayip yaa orda nolduu dien kizlar ve erkek arkadaslariyla(tam tersi de gecerli), yaa bence guzeldi abi diyen heyecanli insanlarin konusmalarina maruz kalmiosun. daraliorum ben cidden sinemada. uzgunum ama itiraf etmem gerekiodu.
Tuesday, February 9, 2010
someone call the ambulance
simdi acik konusuyim hic bi sevgililer gunune sevgilimle girmedim. belki o yuzden konsepte bu kadar uzagim. ben zaten normalde iki insanin birbirini sevmesini de pek anlayamayan bi yapiya sahibim. yani biraz utopik gelio o birbirinin gozun icine bakip bal cicek bocek olan ciftler. insanlarin birbirini (hem de ayni anda) bu kadar sevebileceklerine inanmiyorum belki de. bilemiyorum. ask denen sey ego tatmini ve heyecansa bu durumda illa birinin +1 daha fazla sevmesi gerekio. tabi bunlar benim tamamen iliski kavramina baya uzaktan bakan bi insan olmamla da alakali olabilir. belki kendini cok sevmeye de baglanabilir bu ya da tam tersine. ama iste o "sana gelen bana gelsin" olayi baya yalan kanimca. niye bana gelsin yani madem "her ask bitermis bigun, bildim" madem insan yine heyecanlanabilir niye durduk yerde is aliyoruz basimiza dii mi!
neyse 3 senedir ilk kez bu konuyla ilgili dusunup yazdigima gore artik baya dolmusum. simdi alalede bigun gelio die hediye kovalamaca durumuna girenlere biraz uzak bakiyorum. herhalde bi bildikleri vardir. (yilbasi ayri orda komun bi durum var. herkes herkese hediye alio, halklarin kardesligi durumu) neyse bence hediyenin makbulu zamansiz olanidir. bi de insan kendi yaptigi bisiyi veriosa karsisindakine daha ne ister deli gonul.
candan ercetinden de alinti yaptim ya tam sevgililer gunu postu oldu.
dur ben gidip biraz daha cikolata yiyim.
neyse 3 senedir ilk kez bu konuyla ilgili dusunup yazdigima gore artik baya dolmusum. simdi alalede bigun gelio die hediye kovalamaca durumuna girenlere biraz uzak bakiyorum. herhalde bi bildikleri vardir. (yilbasi ayri orda komun bi durum var. herkes herkese hediye alio, halklarin kardesligi durumu) neyse bence hediyenin makbulu zamansiz olanidir. bi de insan kendi yaptigi bisiyi veriosa karsisindakine daha ne ister deli gonul.
candan ercetinden de alinti yaptim ya tam sevgililer gunu postu oldu.
dur ben gidip biraz daha cikolata yiyim.
Monday, January 18, 2010
alright.
..sonra gerçek dünyaya bakıyorum. yani şuan içinde yaşadığıma. öyle garip ki herşey, bi an içinde bulunduğum ortamdan aslında km.lerce uzakmışım gibi hissediyorum. sanki hiç orda olmamışım gibi. hatta bazen rüyalarım karışıyor birbirine. bazen yaşamadığım anıların dejavusuna yakalanıyorum. sanki seneler akıp gitmemiş de ben hep aynı kanepede aynı yeşil battaniyeyle oturuomuşum gibi. sanırım ne istediğini bilmemekle, neye heyecanlanacağını unutmak arasında gelgitler yaşıyorum. tek ait olduğum yer evim, tek arkadaşım kendimmiş gibi.
Friday, January 15, 2010
Thursday, January 14, 2010
şöyle günler.
sabahından itibaren hiç bişi yapmak istemediğin, yataktan sürünerek kalktığın ama yine depresif değil de daha çok mayışık olunan günler. bütün gün boş muhabbetler yapıp, tv izleyip, battaniye altından çıkmaman gerekirken işe geldiğin ve bu moduda herkese hissettirdiğin gereksiz perşembeler.
perşembe de ne güzel bi gündür aslında. saçma ama bi dönem dizilere göre hangi günü sevip sevmediğimi belirliodum. pazarları bombaydı buffy & angel, x files, o gün hiç ne yapıcam derdim olmazdı. sora dizi günlerim biraz kaçtı tabi ama mesela salıya olan sevgim halen 2 guys and a girl and a pizza place'den kaynaklanmaktadır.
bak mesela şu an sırf zaman geçsin diye yazıyorum. akşamlık planımı da ev üzerine kurduğuma göre heyecanlanıcak bugün hiç bir sebebim kalmadı. evi temizlediğim, etrafı topladığım ve hatta kıyafetlerimi bile düzenlediğim için baya sebepsiz bi hayatım var şu an.
boş bakışlarımı seviyorum. evet.
perşembe de ne güzel bi gündür aslında. saçma ama bi dönem dizilere göre hangi günü sevip sevmediğimi belirliodum. pazarları bombaydı buffy & angel, x files, o gün hiç ne yapıcam derdim olmazdı. sora dizi günlerim biraz kaçtı tabi ama mesela salıya olan sevgim halen 2 guys and a girl and a pizza place'den kaynaklanmaktadır.
bak mesela şu an sırf zaman geçsin diye yazıyorum. akşamlık planımı da ev üzerine kurduğuma göre heyecanlanıcak bugün hiç bir sebebim kalmadı. evi temizlediğim, etrafı topladığım ve hatta kıyafetlerimi bile düzenlediğim için baya sebepsiz bi hayatım var şu an.
boş bakışlarımı seviyorum. evet.
Tuesday, January 12, 2010
Friday, December 25, 2009
selametler.

Sevgili 2009,
Sözlerime başlarken açık konuşacağımı belirtmek istiyorum. Seninle pek iyi anlaşamadık. Normalde senelerimin en azından bir bölümü iyi geçerken sende bu sene pek akılda kalan bir an yaşadığımız söylenemez. (En azından yazın bir bölümü ya da kışın başı eğlenceli geçebilirdi.) Bak cici 2008’ e, Ege’ yi getirmişti.Sanırım bir ayrılıkla başlamandan ilişkimizin pek iyi gitmeyeceği hakkında şüphelenmeliydim. Senenin genelini ev ve iş yerinde geçirmemin dışında bir dönemini de hastanede harcadığımı ve senden bana toplamda 8 dikiş izi kaldığını ise söylememe gerek yok heralde. Bunun dışındaki zamanları düşününce bir dönemi evde kızlarla geçirmiş olmamın, bir sürede olsa evde birilerinin sabit kalmasının hoş olduğunu söyleyebilirim. Tamam tamam, bir dönem gerçekten eğlendik bile denebilir. Ama bununla beraber de sürekli gelgitlerle dolu arkadaşlık ilişkilerim, zaman zaman iletişim kopukluklarımın olması gibi problemlerimizi de yok sayamayız. Kayda değer bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum(tamam twilightlar eğlenceliydi ama sonuçta gelip geçici heveslere kapılmanın alemi yok) Bol bol film izlenmesinin dışında Grey’ s Anatomy saplantım da bisüre gönlümü hoş tutmuştu. Yaz ayları gelmeden yapılan kısa Çeşme, Alaçatı gezisi her ne kadar eğlenceli olsa da bir haftalık tatilimin plansızlıklar (pff?!) nedeniyle yalan olması ise tamamen ayrı bir yazı konusu olabilir.
Her neyse gidişinin muhteşem olmasını temenni etmekten başka bir çaremiz yok sanıyorum. 2010’ a dair beklentilerimiz huzura ve sakinliğe, iç çatışmanın azalmasına bir adım daha yaklaşmaya dayanıyor.
Şimdi sakin sakin git, bir yaş daha yaşlanıp bunu fark etmediğimi de kimseye söyleme.
Selametler diliyorum sana benden kardeşçe.
Thursday, December 24, 2009
günlerden bir gün.
"insan doğru olduğunu yeğlediğine inanmayı yeğelemektedir." Francis Bacon
Hayatı acılarla geçmiş bir adamcağız aslında sevgili Bacon. Bundan 5 sene önce kadar kendisi hakkındaki yorumum şöyle olmuş; Belirtmek gerekir ki; Francis Bacon bilimsel yöntemi açıklamakta yetersiz kalsa da bilim tarihinde skolastik düşüncenin ve kalıplaşmış yargıların kırılmasında büyük yarar sağlamış bir filozoftur. O bilimin ve bilimsel bilginin önemini kavramış ve yaymaya çalışmış hatta bugünkü modern bilime tümevarım yöntemini kazandırarak yön vermiş bir düşünürdür.
Peki aslında insanın doğayı ve çevresini anlamada yetersiz kalmasının tek nedenini yanlış yöntemler kullanmasına bağlayan bu adamcağıza nereden sardım. Birincisi seneler öncesine dayalı yazılarımı bulmam, ikincisi ise yöntem sorununu bir anda idrak etmiş olmam olabilir.
Hayatımdaki yöntemleri sorgulamaya başlamak, -ki ortaçağ avrupasıyla kıyaslanamayacak kadar normal bi yaşantım olduğunu varsayabiliriz- belki de yeni bakış açıları kazanmak olarak bana geri dönebilir. Buradan da kendime ne fayda sağlarım -çünkü durduk yerde düşünüp, yazmayı sevmiyorum- diye düşünme sonucunu çıkarabilirim. Bunu iyice bir değerlendirip, doğru yöntem ve sonuca ulaşırsam paylaşmak bir seçenek olabilir. Ya da uyanıklık yapıp kendime saklayabilirim. -ki zaten kişisel birşey olacağı için kimseye de bir faydası olmayacaktır.
Neyse sonuç olarak eskinin güzel güzel düşünüp kafa yormuş abileri, ne güzel insanlarmışsınız.
Hayatı acılarla geçmiş bir adamcağız aslında sevgili Bacon. Bundan 5 sene önce kadar kendisi hakkındaki yorumum şöyle olmuş; Belirtmek gerekir ki; Francis Bacon bilimsel yöntemi açıklamakta yetersiz kalsa da bilim tarihinde skolastik düşüncenin ve kalıplaşmış yargıların kırılmasında büyük yarar sağlamış bir filozoftur. O bilimin ve bilimsel bilginin önemini kavramış ve yaymaya çalışmış hatta bugünkü modern bilime tümevarım yöntemini kazandırarak yön vermiş bir düşünürdür.
Peki aslında insanın doğayı ve çevresini anlamada yetersiz kalmasının tek nedenini yanlış yöntemler kullanmasına bağlayan bu adamcağıza nereden sardım. Birincisi seneler öncesine dayalı yazılarımı bulmam, ikincisi ise yöntem sorununu bir anda idrak etmiş olmam olabilir.
Hayatımdaki yöntemleri sorgulamaya başlamak, -ki ortaçağ avrupasıyla kıyaslanamayacak kadar normal bi yaşantım olduğunu varsayabiliriz- belki de yeni bakış açıları kazanmak olarak bana geri dönebilir. Buradan da kendime ne fayda sağlarım -çünkü durduk yerde düşünüp, yazmayı sevmiyorum- diye düşünme sonucunu çıkarabilirim. Bunu iyice bir değerlendirip, doğru yöntem ve sonuca ulaşırsam paylaşmak bir seçenek olabilir. Ya da uyanıklık yapıp kendime saklayabilirim. -ki zaten kişisel birşey olacağı için kimseye de bir faydası olmayacaktır.
Neyse sonuç olarak eskinin güzel güzel düşünüp kafa yormuş abileri, ne güzel insanlarmışsınız.
Wednesday, December 23, 2009
505
bir film, dizi izlerken, bütün yüzleri tanımaya çalışmak, eğer tanıyorsan daha dikkat kesilmek, ayrıntıları yakalamaya çalışmak, diğer rolleri gözden geçirmek. acaba bu bile alışkanlıklarımı sevmeme mi delalettir?
kendini yabancı hissetmediğin yerlerde, senin her cümlenin anlamını, her kelimendeki vurguyu neden yaptığını bilen insanlarla iletişim kurmak hep daha kolay. ne demek istediğini anlayan, aslında anlamsız birşeyin anlamını yakalayan insanlar. 3 sene belki 5 sene sonra bile eskiden kalan tek kelimeyle kahkaha atabildiklerin.
ya da insan kokuları. yanlarında olmadığın an bile imkansız yerlerde kokusunu hatırladığın insanlar. annen, arkadaşların, ya da sadece ismi olan insanlar.
ne çok şey var hafızamda, ne çok hatıra. sadece canları istediklerinde ortaya çıkan.
oysa "zaman su gibi akıp giderken" hala işaretler almaya devam ediyorum kafama. bazen unuttuğumu sandığım bir yazıyla, bazen kısacık bir film sahnesiyle, ya da sözünü hatırlamadığım şarkıların melodisiyle.
farketmeden geçen zamanlarımda, farketmeden yarattığım anılarımda, bazen eskiyi özlerken, en güzelinin alışkanlıklarıma bağlı kalmak olduğunu farkediyorum.
ne demiş ünlü bir düşünür (-ki bu ben oluyorum); " alışkanlıklarımı değiştirmeyi sevmiyorum, düzenimi bozmayı, yeniliklere uyum sağlamayı.. "
*alt metin: evimi değiştirmek istemiyorum haha.
kendini yabancı hissetmediğin yerlerde, senin her cümlenin anlamını, her kelimendeki vurguyu neden yaptığını bilen insanlarla iletişim kurmak hep daha kolay. ne demek istediğini anlayan, aslında anlamsız birşeyin anlamını yakalayan insanlar. 3 sene belki 5 sene sonra bile eskiden kalan tek kelimeyle kahkaha atabildiklerin.
ya da insan kokuları. yanlarında olmadığın an bile imkansız yerlerde kokusunu hatırladığın insanlar. annen, arkadaşların, ya da sadece ismi olan insanlar.
ne çok şey var hafızamda, ne çok hatıra. sadece canları istediklerinde ortaya çıkan.
oysa "zaman su gibi akıp giderken" hala işaretler almaya devam ediyorum kafama. bazen unuttuğumu sandığım bir yazıyla, bazen kısacık bir film sahnesiyle, ya da sözünü hatırlamadığım şarkıların melodisiyle.
farketmeden geçen zamanlarımda, farketmeden yarattığım anılarımda, bazen eskiyi özlerken, en güzelinin alışkanlıklarıma bağlı kalmak olduğunu farkediyorum.
ne demiş ünlü bir düşünür (-ki bu ben oluyorum); " alışkanlıklarımı değiştirmeyi sevmiyorum, düzenimi bozmayı, yeniliklere uyum sağlamayı.. "
*alt metin: evimi değiştirmek istemiyorum haha.
Tuesday, December 15, 2009
amerikan tanrilari
artik yarinin ne getireceginden korkmuyordu; cunku dun zaten onu getirmisti.
anisiyla sevdigimiz kitaplar.
anisiyla sevdigimiz kitaplar.
hello stranger?
bir türlü mutlu olamama durumu. 2 senedir yazılan herşeyle beraber sonuçta kısmi enerjiyle dolup taşan bünyem aralarda sıkıntı sinyallerini göndermeden edemiyor. uzun süreli film izliyememe, kitaplardan sıkılma vb durumlardan sıyrılma çabaları bir yana bir de insanlara gıcık olma durumu vuku bulmakta son dönemde. şartlanmış olarak istenmeyen durumlardan kurtulma isteği diğer tarafta ise adaptasyon sorunu. kendi kendimi tedavi etmeye kalksam heralde böyle söylerdim. özel herhangi (baya herşeyden bahsediyorum burda) bir şeye karşı ilgi duyamamaktan sıkılmış bulunuyorum. eskiden sevdiğim herşeyi bir kenara bırakmış durumdayım. ne kitapçı geziyorum saatlerce, ne megabayt megabayt albüm indiriyorum. ayda bir yapılan dvd alışverişimi gayet iki aydır yapmıyorum. hep bi geçici eğlence, hep bi geyik hep bi boş muhabbet geliyor bütün bu olanlar. bir yerlerde düşürdüğüm heyecanımı bi bulsam kimse tutamıycak da beni, ah ben sıfır hafızalı bir insan olmasam. teşekkür ediyorum başka sorum yok.
Subscribe to:
Posts (Atom)












